BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE 29 EKİM

BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE 29 EKİM

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yani cumhuriyetin ilk anayasası’nda yaptığı değişiklikle, devletin
yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiş ve atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılından bu yana
cumhuriyet her yıl 29 Ekim günü Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta kutlanan bir millî bayramdır.

Cumhuriyetin en önemli özelliklerinden biri etnik kökenleri ne olursa olsun tüm yurttaşlarını Türk Ulusu çatı
kimliğinde birleştirmesidir. İnsan unsuruna, insanın hak ve özgürlüğüne verdği değer nedeniyledir ki çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı en iyi şekilde gerçekleştiren bir ortam oluşturmuştur. Türkiye’nin çağ atlaması, laik ve demokratik cumhuriyet rejimi sayesinde mümkün olabilmiştir.

Tabi cumhuriyet rejimine geçiş bu kadar kolay olmamıştır.
Yeni Türk devletinin kurulma sürecinde neler yaşandı, neler feda edildi ?
Şimdi o döneme gidelim, savaş sürecini ve cumhuriyete geçişin nasıl olduğunu daha iyi anlamaya çalışalım…

ÇARLIK RUSYASI YIKILIYOR
Kurtuluş Savaşı’nı etkileyen en önemli faktörlerden biri 1917’de Çarlık Rusya’sının çökmesi ve Bolşevik yönetimin
gelmesiydi. Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıp Kurtuluş Savaşı’nın başlattığında, Bolşevik Rusyası henüz 1.5
yaşındaydı. Rusya’da yaşanan bu değişim, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında en önemli faktörlerden biridir. Karşı
kıyıdaki yeni Rusya’nın ideolojik, siyasi ve ekonomik olarak emperyalizmin karşısında olması, Türk Kurtuluş Savaşı’na
verilen desteğin ana nedenlerinden biridir. Çünkü Rusya’nın yeni Türk cumhuriyetine verdiği bu destekle, Kemalist
Türkiye üzerinden Rusya daha güvenli sınırlara kavuşmuş olacaktı.

TÜRK SOVYET YAKINLAŞMASI
24 Ağustos 1920’de Moskova’ya giden ilk TBMM heyeti ile Rusya arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre
Türkiye’ye yapılacak askeri yardımın deniz yoluyla olmasına karar verildi. Sovyetler Birliği’nin Batum, Tuapse ve
Novorosysky limanlarından Ağustos 1922’ye kadar 200 irili ufaklı deniz vasıtası ile İnebolu, Trabzon ve Samsun
limanlarına 46 ayda toplam 300.000 ton harp malzemesi taşındı. Gelen tüm mühimmat Kurtuluş Savaşında kullanıldı.
Alemdar ve Gazal römorkörleri, Şahin Vapuru, Rusumat-4 Gümrük motoru Anadolu’nun Karadeniz’deki can damarını
oluşturdular. 1. İnönü savaşındaki askeri başarıdan sonra yardımlar artarak devam etti.
Bu destek sadece silah, cephane, teçhizatla sınırlı kalmadı. Türk kıyı ve limanları Yunan donanmasının sürekli baskısı
ve kontrolü altındaydı. Rusya, elimizde kalan son birkaç gemimize limanlarını açtı. Bu sayede cumhuriyet
savaşçılarının elinde olan birkaç gemi güvene alınmış oldu.

Osmanlı donanması 4 yıl süren harpte oldukça yıpranmışlardı. Mondros Mütarekesi gereği askerler terhis
edilmişlerdi. Bu nedenle gemilerde yeterli bakım yapılmamış, kalanlar limanlara kapatılmıştı. Mürettebat yoktu.
İstiklal Savaşı nda Anadolu ve düşman bahriyeleri (Yunanistan) arasındaki kuvvet oranı 1’e 30, tüm işgal
donanması esas alınacak olunursa da 1’e 60 oranındaydı. Sadece Aydın Reis ve Preveze Karadeniz’de, Hızır Reis ve Yunus gemileri İzmir’de serbest idi.

KARADENİZ ASKERİ GÜCÜMÜZ
Kurtuluş Savaşında Türk devletinin deniz gücü İstanbul’dan Anadolu’ya kaçan bir avuç cumhuriyetçi deniz subayı ve
silah altına çağrılan Karadenizli takacılardan oluşuyordu. 1919-1922 arasında Bahriye Mektebi mezunu 159 güverte,
68 makine ve bir inşaiye subayı ile beş denizci doktor Anadolu’ya kaçtı ve işgalcilerle işbirliği içindeki Osmanlı
donanmasını terk ederek Karadeniz cephesine katıldılar. Osmanlı donanmasındaki 1.500 subayın sadece 233 ü
savaşın kaderini değiştirdi. Rusya’dan yollanan mühimmatları Karadeniz limanlarına taşıdılar. Diğerleri Haliç’teki
kıçtankara gemilerini ve İstanbul’daki sıcak yuvalarını terk etmedi.

RUSLARA VERİLEN GEMİLER
TBMM, 1920 eylülünde Osmanlı’ya ait Aydın Reis ve Preveze gemilerine el koyarak gemileri personeliyle beraber Rus
limanı Novorossisk’e yolladı. Gemiler 18 Ekim’de Novorossisk’e ulaştı. Rusya, müttefiklere karşı savaşa girmiş
olmamak için bu gemilere el koyduğunu açıkladı. Gemiler Rusya’nın malı ilan edildi ve kızıl bayrak çekildi. Aralık
1920’de Şahin şilebi de Novorossisk’e gönderilerek aynı şartlarda Ruslara verildi. Tüm gemi personeli de bir
motorla Novorossisk’ten Sinop’a geri gönderildi.

KARADENİZ’İN KADERİ
Tarihimizde denizden desteklenmeyen hiçbir savaş kazanılamamıştır. Bu kural kurtuluş Savaşı’mızda da böyle
olmuştur. Karadan ve denizden Karadeniz bölgesine sıkıştırtılan Türk ulusunun bu zinciri kırması yine Karadenizden
gelen 3 geminin ve deniz personelinin sayesinde olmuştur. Kurtuluş Savaşımız, Samsun’da başlamış İzmir’de sona
ermiştir.

YUNAN GEMİSİNE EL KONULUYOR
Rusya’dan alınan 2 motor 1922 Nisanda Novorossisk’ten Pire’ye giden Enosis adlı Yunan şilebini ele geçirdi. Gemiye
Trabzon adı verilip Türk bayrağı çekildi. Geminin o sırada Bolşevik ihtilâli henüz bitmemiş bulunan Rusya’dan altın
ve mücevherat kaçırıldığı saptandı ve bir milyon Türk lirası kıymetinde altın-mücevhere el konuldu. Bu para Büyük
Taarruz öncesi çok işe yaradı.

ABD’NİN YUNAN FİLOSUNA MÜDAHALESİ

Amerikan petrolünün Anadolu’da pazar arayışı ve Bolşevik Devrimi Amerika’nın Anadolu’ya ilgisini arttırdı. Amerika
az da olsa, Türkiye’ye bir yardımda bulundu. Yunanlılar kıyılarımıza abluka uygulamaya başlayınca, Amerika bu
ablukayı tanımayacağını bildirdi. Yunan savaş gemilerinin Samsun’u bombalayacaklarını haber alan Amerikalılar,
limanda bulunan destroyerleri vasıtasıyla saldırının önüne geçmeyi başardı.

TÜRK DENİZCİLERİNİN MUCİZESİ
Kurtuluş Savaşı yaklaşık 4 yıl sürdü. Türk ordusu, I. ve II. İnönü Muharebeleri, Sakarya Meydan Muharebesi ve
Büyük Taarruz ile zaferi temin etti. Bu başarıların her safhası, asker sivil Türk denizcilerinin derme çatma gemilerle
ölümü göze alarak fedakârca yaptıkları lojistik nakliyatla yakından ilişkilidir. Rusya’nın gerek limanlarını açması,
gerekse yaptığı her türlü savaş malzemesi yardımı, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında önemli bir rol oynamıştır.

Türk denizcileri sayesinde Atatürk, “gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” demiştir. Kurtuluş Savaşı’nda deniz teşkilatının başındaki Korgeneral Muzaffer Ergüder’in, 1925’teki bu başarı için sarf ettiği “Kurtuluş Savaşı’nda biravuç deniz subayımız olmasaydı, ne İnönü’ler, ne Sakarya ve ne de Dumlupınar ve dolayısıyla Kurtuluş Savaşı olmazdı” sözleri bu deniz gücünün önemini anlatmaktadır.

Tıpkı Cem Karaca’nın ‘’Kavga’’ isimli şarkısında bu denizcileri anlattığı gibi.
“Üç kardeş emaneti aldılar bir dereden,
İlyas, Temel, Süreyya kürekler siya siya,
Emanet makinalı, tüfekler hoçkis marka...”

ATATÜRK’ÜN DOĞRU SEÇİMİ
Atatürk ve Lenin’in kurduğu Türk-Rus dostluğunun güçlü temellerini anlatan kaynaklar Rus arşivlerinde
bulunmaktadır. Bu belgeler sayesinde bugüne kadar bilinmeyen pek çok gerçek ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Ankara
ile Ruslar arasında Sivastopol-İnebolu ekseninde gerek diplomatik heyetleri gerekse kuryeleri taşımak üzere, AG-23,
AG-24 ve AG-25 isimli denizaltıların görev yaptığı bu belgelerde yazmaktadır.

İNGİLTERE KRALININ YENİ TÜRK CUMHURİYETİNİ ZİYARETİ
Yeni cumhuriyetin ilanından hemen sonra Kral Edward İstanbu’a geldiğinde, yatından bir motora binerek
Dolmabahçe Sarayı’na yanaşır. Atatürk de rıhtımda onu beklemektedir. Deniz dalgalı olduğundan, kralın bindiği
motor, sürekli inip çıkmaktadır. İmparator rıhtıma çıkarken, eli yere değerek tozlanır. O sırada Atatürk elini uzatmış
bulunduğundan, kral da ona elini uzatmadan önce mendiline silmek ister. Ama Atatürk hemen devreye girer ve:
”Yurdumun toprağı temizdir, o elinizi kirletmez.”
diyerek kralı elinden tutup rıhtıma çıkarır.

MUSTAFA KEMAL’İN MÜTEVAZİ YORUMU
Sakarya Zaferi’nden yıllar sonra dönemin ünlü ve yetenekli ressamlarından biri, Mustafa Kemal’e Sakarya Savaşı’nı
gösteren bir tablo hediye eder. Savaşın tüm heybet ve azametiyle işlendiği bu tabloda Ata, ön planda yağız bir ata
binmiş olarak tasvir edilmiştir. Ressam, bu kompozisyon karşısında tebrik beklerken, Mustafa Kemal’in:
”Bu tabloyu kimseye göstermeyin.”
demesi üzerine şaşırıp kalır. Herkes ne söyleyeceğini bilemez halde birbirlerine bakarken Mustafa Kemal şu
açıklamayı yapar:
‘Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti. Bizim de onlardan arta kalır
yanımız yoktu. Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle, Sakarya’nın değerini küçültmüş
oluyorsunuz dostum.”

LAİKLİK NEDİR?
Yeni mecliste bir gün laiklik konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün meclise başkanlık ediyordu.Meclisin
tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:
”Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor ama ben bu laikliğin manasını anlamıyorum, nedir bu laiklik ? ”
diye alaycı bir tavırla söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu
yerden elini kürsüye vurarak:
”Adam olmaktır hocam, adam olmak! ”
diyerek Hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.

GENELGEYLE DEVRİM OLMAZ !
1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler’de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla
görüşmek için Pasinler’e gelen Atatürk, halkın içinde ihtiyar bir köylüye yaklaştı:
‘Depremde çok zarar gördün mü, baba ?”
”Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin ?
diye sordu. İhtiyar, Kürt şivesiyle:
”Valleh Padişah bilir!”
dedi. Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle tekrar sordu:
‘Baba, Padişah yok, onları siz kaldırmadınız mı ? Söyle bakalım zararın ne ?
ihtiyar tekrar etti:
”Padişah bilir!…’
Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam’a döndü:
”Siz daha devrimi yayamamışsınız.”
dedi. Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi:
‘Köylere genelge yolladık Paşam.”
dedi. Atatürk’ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı. Verdiği cevap çarpıcıydı:
‘Oğlum, genelgeyle devrim olmaz!…”
Bugün yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, ufacık bir kıpırtı bile görsem umuda kapılıp mutlu oluyorum insanlarımız
ve geleceğimiz olan çocuklarımız adına. “Belki,” diyorum “zamanla yerleşecek ve her alanda en iyi şekilde
uygulanacak cumhuriyet.”
Atatürk’ün ve o dönemde mücadele etmiş binlerce insanın olağanüstü çabalarıyla elde ettiğimiz şimdiki
cumhuriyetimizi korumak bizlerin elinde.

Unutmayalım ki bu cumhuriyet ancak bizim çaba ve uğraşlarımızla ilerler. Kötü sonuçların sorumlusunu aramasın
insanlarımız. Atatürk’ün kurduğu modern cumhuriyet yolunu terk ederek Hz. Muhammed’in hadisinde “bir lokma,
bir hırka yeter” dediği katışıksız islamiyet dininden çok farklı bir din ile afyonlanan insanlar öncelikle içine düştükleri  bu ortamı kendi zihinlerinde sorgulamalıdır.

Tüm olumsuzlukların ve yaşananların sorumlusu bizleriz.

Esenlikle Kalınız

Seyfi Çetin
@seyficetin65

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir